KUMUK TÜRKLERİ ve AVARLAR

27 December 2019

Kafkasya çok dağlık bir ülkedir.

Ormanları büyük sıra dağlarının yamaçlarını kaplamış, geniş nehirleri ise, tam anlamıyla, bir hayat kaynağıdır. Bu ülke, dünyanın “Karadeniz ile Hazar Denizi arasında” kalan bir bölgesidir.Yüzölçüm itibariyle 357.950 km2 dir. Kafkasya, Kafkas dağlarının yerleşim konumuna göre, Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya diye ikiye ayrfiır.. Bu coğrafî konumun “Avrupa ile Asya arasında bir geçit vazifesi görmesi, ona büyük bir önem kazandırır. Biri doğudan batıya doğru Kafkasya’yı Türkiye ve İran’dan ayıran, diğeri de kuzey batıdan güney doğuya doğru uzanan iki dağ silsilesi vardır.“ Bu dağlar, Alp sistemine bağlıdır, 3. Jeolojik Çağ’ın yer hareketleriyle meydana gelmiştir. Yükselti itibariyle en uc “tepeleri Elburz ve Kazbek tepeleridir. Bitki örtüsü, içinde bulunduğu iklim şartlarına göre değişiklik gösterir.“ Kafkasya ikliminin havası, yazın serin olmasına rağmen, kışın çok soğuktur. Sene itibariyle, çoğu zaman, dağların karla örtülü bir halde bulunması, tabii manzaralarının görünümü bakımından, bu yerleri İsviçre’den üstün kılar. 2200 m.ye kadar çeşitli ağaçlardan müteşekkil ormanlarla kaplı yüksek dağ yamaçlarının daha yukarılarında alp tipine giren otlak ve yaylalıkların bulunması fevkalade bir güzelliktir. 3000 m.den yukarılar buzullarla kaplıdır ve kimi vadilerde bu buzulların uzantısı 2000 m.ye kadar iner. “Kafkasya’nın en büyük” nehirleri Mingi Tav adı da verilen Elbruz tepelerinin buzullarından kaynaklanmaktarır. Hurzuk, Ulu Kam ve Uçkulan adındaki büyük akarsuların birleşmesiyle Kuban Irmağı meydana gelir ki, bu nehir Karadeniz’e dökülür. Elburz Tepesi’nin doğu yamaçlarındaki buzullardan doğan Malka ile Bashan akarsuları, daha “doğudaki Çegem ve Çerek ırmakları” ile Terek Nehri’ne kavuşup Hazar Denizi’ne dökülmektedirler.

Kafkasya’daki “yer, ırmak, dağ ve köy adları incelendiğinde bunların büyük” bir kısmının “Kıpçak ve Hun- Bulgar kökenli eski Türkçe adlar oldukları görülmektedir.”Kuzey Kafkasya’ya ve oradan Kırım’a bir zaman hakim olan As’lardan, “bugünkü Azerbaycan Türkleri, Malkarlar, Karaçaylar ve Kafkasın başka” Türk toplundan tarihî yerlerini almıştır. Buna rağmen Kafkasya, çeşitli kültür özelliklerinin karşılaşma alanı olup, Dünyanın en eski ve yerleşik toplumlarını da sinesinde barındırmıştır, irken Arap eski coğrafyacıların Cebelü’l Elsân adını taktığı Kafkaslar’da çeşitli “dil varyasyonu bulunduğu” bildirilmiş olsa da; “Kafkasyalılar, özellikle de Kuzey KafkasyalIlar bölgeye özgü bir bağlılık ve birlik şuuru geliştirmişlerdir.”Dil bakımından bazı farklılıklar gösteren Kafkasya’daki kimi toplumlar, “asırlar boyunca süren aynı kaderi paylaşma ve ortak sosyal yaşantı yönünden de tam bir bütünlük arzetmektedirler.” “Nogay, Kumuk, Karaçay, Balkar gibi Türk kökenliler”, bu bütünlüğün oluşmasında önemlidirler. Bugün ise Kafkasya halkları, emperyalist endişeler nedeniyle “etnik bir atomizasyona” gidilerek, “tabii gelişime aykırı bir idari bölünmeye maruz kalmışlardır.” “Bugünkü Kafkasya’nın oluşumunda İslâm’ın özel bir yeri vardır. Bölge halklarının ortak” bir kimliği olan müslümanlığın, özellikle “geçen yüzyıl boyunca hristiyan Rus Çarlığı ile yapılan uzun mücadele geleneğine dayanan İslâmiyet ve cihad anlayışının” yine Kafkasya’da “etkinliğini sürdürdüğü Sovyet” kaynaklarında görülmektedir.”

“İslâmiyet’in Kafkasya’da hâkim oluşundan önce”, bu bölgede “eski bir inanç ve yer yer Hristiyanlık yaygındı. 6. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun Kuzeydoğu Kafkasya’da Hristiyanlaştırma faaliyetleri gösterdiği bilinmektedir. Hristiyan misyonerlerin” bu çalışmaları neticesinde “Hristiyanlık Kafkasya’da kısmen yayılabilmiş ve bazı” araştırmaların da “yöre dillerine çevrildiği belirlenmiştir.”

KAFKASYA TÜRK HALKLARI ve ÇEÇENLERİN BAŞKENTİ GROZNİ’DEKİ SON BÜYÜK SAVAŞ

I- KAFKAS TÜRK HALKLARI

İslâm halifelerinden Hz. Ömer’in son yıllarında bir İslâm ordusu, Sureka bin Ömer “komutasında Azerbaycan’ı geçerek Kafkas Dağları’na ulaştı.” “İslâm ordusu Hazar kıyıları boyunca ilerlemeyi plânlamasına rağmen bunu başaramayınca Derbent hükümdarı ile barış andlaşması imzalayıp geri” dönüyor. Bu komutanın ölümü üzerine yerine “getirilen Abdurrahman b. Rebia” İslâm ordusunu yeniden Kafkasya’ya yönelterek, aynı istikamette ilerleyip, Derbent ve Dağıstan’ın bazı yerlerine giriyorsa da Hazarların bir harekâtıyla 722 yılında işgal ettiği yerleri terkederek geri çekiliyor. Bundan 13 yıl sonra "Emevi Sultanı 11. Yezid”, Ebu Ubeyde b. Cerrah yönetiminde bulunan bir İslâm ordusunu daha içerilere kadar ulaştırmayı başarmasına rağmen, yine yenilerek çekilmek zorunda kalmışlardır. 737-738’de Kuzeybatı Kafkasya’ya girmek isteyen bir İslâm ordusu da Abazya’da İslâmî yaymak istemiş, ama Araplar yine muvaffak olamamış ve geri dönmüşlerdir.

815 yılında, bu defa Kureyş soyundan Şeyh Muhammed Kindi’nin “Dağıstan üzerinden Kuzey Kafkasya’ya ulaşarak Kabartay ve Besni kabilelerine İslâmî tebliğ” etmesi yine fayda sağlamamış, İslâm ordusu “1000 yıllarına kadar Güney Kafkasya'da” kalmasın rağmen pek verimli olunamamıştır. “Bu yıllarda Haçlı seferlerinin de etkisiyle Arap yarımadasına çekilen Araplardan sonra bölgede İslâm’ın tebliğ ve temsil misyonunu Selçuklular ve Osmanlılar devrinde Türkler üstlenmişlerdir”. “Bölgenin İslâm ülkesi niteliğini kazanması daha sonraki yüzyıllarda Selçuklu, Osmanlı ve kısmen Kırım Türk Devletleri’nin yürüttüğü sabırlı çalışmalar sonucunda tahakkuk ödecektir.”

Kafkas Türk Halkları, o günlerden bugüne, 1000 yıllık bir zamanın ürünüdür. “Kafkas Halkları gerek Kabartay, Abaza, Adige gibi Çerkeş kökenliler,” gerekse “Lezgi, Çeçen, Osetin, Avar gibi diğer bölge halkları olarak” yansıtılmak istense de, biz tamamına birden Kafkas Türk Halkları diyor ve hepsini Türk kabul ediyoruz. Çünkü, böyle bir tutum akıl ve mantığa da uygundur. Sonradan birbirlerine verdikleri takma adlara bakarak, her birini Türk dışına itmenin nasıl anlamı bulunabilir? 13. yüzyılın ilk yarısında yaşamış ve Memlûk Hükümdarlığının başına geçmiş Ay Beg Et-Türkmanî, Türk asıllı ve Kıpçak idi ki, Mısır’da 1250 yılında kurduğu devlet de Türk Devleti’dir. Bu devlet, 1517 yılma kadar, 1382 yılında hanedan değişikliği olmasına rağmen, aynı adla devam etmiştir. Peki bunun nedeni nedir? Çünkü, iktidarı alan Çerkezler de Türk idi ve bu devam eden devlete Türkiye Devleti denilmektedir.

Öyle ise, rahatça düşünerek, söyleyebiliriz: Müslüman olan Arapların 400 sene boyunca nüfuz edemediği Kuzey Kafkasya’ya, daha sonra Müslüman olan Türklerin nüfuz edip de Kafkas Halklarını tamamen bir arada tutmalarının delili başka ne olabilir? KafkasyalIlar da Türk idi ve aynı kültüre mensuptular, ama boy adlarını muhafaza etmiş, böylece çeşitliadlarlada anılmışlardır. Şimdi bu adlarla anılan KafkasTürk Halklarmı,birer birer, kısa olarak, gözden geçirelim:

A- ABAZA ve KABARTAYLILAR

Abazalar, Kafkaslar’m garbında ve Karadeniz kıyılarında da yerleşim yerleri bulunan “Müslüman bir kabile. 1830 yılında Rusların işgali üzerine yarım milyon kadarı Türkiye’ye sığınmıştır. Dilleri Ablıazca’dır.” Kabartaylılar ise Nart efsanelerine göre “Malk ve Baksen adlı iki kahramana” sahiptirler. Denilir ki, “Baksan 4 yüzyılda Bashan (Baksan) ırmağı kıyılarında oturan Dav adında bir Nart prensinin oğludur. Bashan (Baksan) ırmağının adının efsanelerdeki bu eski Nart kahramanının adından geldiği düşünebilir. Ayrıca Malka (Balk) ırmağının adının Malk adlı” diğer bir “Nart kahramanının isminden geldiği görülmektedir. Yine Çerkeş kaynaklarında Malka ırmağı kıyılarında Malkana ya da Balk adını taşıyan eski bir şehir kalıntısından söz edilmektedir.” “Malkar ya da Balkar adının kökeni konusunda bu bilgilerin gözardı edilmemesinde yarar vardır.”

В- KARAÇAY MALKARLILAR

Karaçaylı ve Malkarlılar, farklı bir “dile, kültüre ve tarihe sahip iki ayrı halk değil, tersine”, aynı dili, kültürü “ve tarihi paylaşan bir Türk boyudur. Karaçay ve Malkar adları bu boyun yaşadığı iki bölgenin coğrafî adlarıdır. Dolayısıyla, bu adlara etnik bir anlam vererek Karaçaylar ve Malkarlar (ya da Balkarlar) biçiminde kullanmak yanlıştır. Doğrusu, Karaçaylılar, Malkarlılar (Balkarlılar) biçimindeki ifade tarzıdır. Bunların kökeninin bilim adamları “Hunların bir boyu olan eski Bulgar Türklerinin soyundan” geldiğini ileri sürmektedirler ki, gerçekten de Karaçay ve Malkarlı Türkler, “Kuban Bulgarlarının günümüzdeki torunları” bulunmaları hasebiyle “bu görüşleri desteklemektedirler.” Dilbilim araştırmaları Karaçaylı-Malkar “dilinin ana çizgileri ile tipik bir Kıpçak Türkçesi olduğunu ortaya koymaktadır.”

С- KUMUK TÜRKLERİ ve AVARLAR

İmam Mansur’un vefatından bir yıl önce, Avar asıllı biri olarak, 1793’te, Dağıstan’ın Gimri avulu’nda dünyaya gelen Molla Muhammed’in Kumuk Hanlarından biri bulunma ihtimali yüksektir. Öyle ise, Şeyh Şamil de aynı avula mensup olma nedeniyle bu kahramanın Avar’dan ziyade Kumuk olduğunu söyleyebiliriz. Molla adını bırakarak İmam Gazi adını alan “Muhammed’e biat eden ve aralarında Şeyh Şamil’in de bulunduğu önderler Kafkasya’ya dağılarak halkı gazavat ve cihad bayrağı altında toplamayaçalışmalarına” bakılırsa, Avar ya da Kumuk Türkleri’nin mücadele gücü daha iyi anlaşılır. 1795’te dünyaya teşrif buyuran Şeyh Şamil’in yakın akrabası ve müşaviri bulunan Şeyh Cemaleddin Gazi Kumukl’nir? soy adına da bakacak olur isek, bu fikrimiz kesinlik kazanır. 3940 yaşlarında İmamete geçen Şeyh Şamil’i “bütün İslâm âlemi tanıdığı gibi Avrupa ülkeleri de” bilmektedir. Hatta, Onun Kafkasya mücadelesine dair Kari Marks’ın yayınlanan yazıları vardır.

D- ÇERKEZLER

“Kuzey Kafkasya’da yaşayan kavimlerden biri. M.Ö. 6. yüzyıldan beri Kafkasya’nın Karadeniz kıyılarında ve Gürcistan bölgesinde Moğol, Türk ve Rus egemenliği altına giren Çerkezler, örf ve göreneklerine bağlılıkları, titizlikleri, konukseverlikleriyle tanınmışlardır. Zengin ve ilginç bir folklora sahiptirler.” Bugün itibariyle, Rusya’da, dağınık bir halde, 300.000’e yakın Çerkez’in yaşadığı söylenmektedir. “Yurdumuzda Bursa ve İzmit havalisinde Çerkez topluluklarına” rastlanabilir. Daha önce söylediğimiz gibi, 1382 yılında Mısır Türk Memlükleri’nin başına geçen ve 124 yıl iktidarda kalan Burcîler de Çerkez’dir. Türk diline dair önde gelen bir eser olan ve 1451 yılından önce yazılan “Kitâbü BülgatüT Müştak fi Lügat’ıt-Türk ve’l Kıpçak” adındaki eser, “Suriye’de, yani Memlûk Devleti’nin kuzey bölgesinde” kaleme alınmıştır ki, bu da Çerkezlerin Türk kültürüne verdiği önemi gösterir.

E- İNGUŞ ve ÇEÇENLER

Bu Türk kavimlerinin vatanı Kuzey Kafkasya’dır. Bazı “küçük kavimler yanında, Çeçenlere komşu olarak, Batıda Çerkezler, doğuda Dağıstanlılar yaşarlar. Ermeniler ve bazı Gürcüler hariç, Kafkas halkı, Müslümandır.” Kafkasya, üç asır boyunca, harplerle başbaşa kalmıştır ki, bundan dolayı “Çarlar, orayı istilâ ve zenginliklerinden istifade hususunda, altın rüyalarını gerçekleştirmekten hiçbir zaman kendilerini alamamışlardır. Rus hücumlarının” yoğunlaşmasında “Mansur isminde bir şeyh” ortaya çıktı. Bu adam, taraftarlar toplayarak, savaşmaya başladı ve Rus ordusunu yenerek onları uzaklaştırdı, ama harpler yine devam etti. Ondan korkuyorlardı. “Alda Avul Adlı bir Çeçen obasında doğan İmam Mansur’un asıl adı Uçermak” idi. Çeçenler, Çarlık Rusyasmdan sonra Komünist Rusya’ya da boyun eğmediler, defalarca başkaldırdılar.

Fahrettin Öztoprak.TÜRK DÜNYASI TARİH DERGİSİ 1995.

Atagişi Murtazali araştırmacı.

Уважаемые подписчики и гости нашей страницы!

Предлагаем для чтения другие интересные статьи:

История

Кумыкская аналитика

МУЗЕИ

Краеведение

Краеведческие походы в 2016 году:
Краеведческие походы 2017 году:
Краеведческие походы в 2018 году:
Краеведческие походы в 2019 году:

Религиозная тема, репрессии и насильственное переселение

Военная тематика

Къумукъ тилде макъалалар

На турецком

Дорогие читатели, мы ценим Ваши комментарии и пожелания!

МЫ В СОЦСЕТЯХ

Официальный сайт


подпишись